Cumartesi, Nis 29 2017

Prof. Dr. Canan Karatay, "Televizyonlara çıkıp 'Bilmem ne sapı içerseniz iyi gelir' diyenlere kesinlikle inanmayın. Bol bol yağ yiyin. Kanser manser kalmaz. Tereyağı, zeytinyağı yiyin" önerisinde bulundu.

'Gurme İzmir' adıyla düzenlenen 'Olivtech-7. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı' ile 'Ekoloji İzmir-8. İzmir Organik Ürünler Fuarı'nda 'Zeytinli Sohbetler' adlı etkinliğe katılan Prof. Dr. Canan Karatay, zeytin, zeytinyağı ve sağlık konusunda konuşma yaptı. İzmirlilerden büyük ilgi gören Karatay, yine ilginç açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Karatay, 'Zeytin, zeytinyağı ve sağlık' konusunda yaptığı konuşmada, çeşitli bilimsel araştırma ve kitaplardan da alıntılar yaparak, bilgiler verdi. Soğuk sıkım zeytinyağının kalp ve damar hastalıklarını önlediğini gösteren araştırma sonuçları olduğunu, trigliseriti düşürdüğünü ve kalıcı kilo verdirdiğini söyledi. Son günlerde prebiyotik kullanımlarının öne çıkarıldığına dikkat çeken Karatay, "İşte zeytinyağı bir prebiyotikdir. Ben içtim kıyametler koptu. Sağlıklı olmak için zeytinyağı için" dedi.

Zeytinyağının kansere karşı önleyici etkisi olduğu yönünde referans kitaplar olduğunu belirten Karatay, "Bu yeni bir şey değil, Hipokrat'tan beri biliniyor. Gerek zeytin gerek zeytinyağı anti kanserojen faydalı enzimler içermektedir. Kilolulara ve obezlere de zeytin meyvesi öneriyoruz. Ortalama boy bir zeytinde 5 kalori vardır. Kan şekerini yükseltme hızı sıfırdır. Bol lifli bir meyvedir. En sağlıklı meyvenin zeytin olduğu söylenir. Her gün tüketilen 30-35 zeytin ömrü uzatır. Zeytinyağı obezite ve şeker hastalığını önlüyor" diye konuştu.

Zeytin dalının ve yaprağının da önemli olduğuna dikkan çeken Karatay şöyle devam etti:

"Yaprağı en güçlü doğal antibiyotiklerden biridir. Zeytin ağaçlarının asırlarca ayakta kalmalarının nedeni budur. Hipokrat zeytin yaprağı özüyle mide ülserini ve kolerayı tedavi etmiş. Sağlıkla ilgili bu kadar önemli olan zeytin ağaçlarını korumalıyız. Zeytin ağaçları kesilmemeli. Zeytincilik desteklenmelidir. Sonuç olarak küçük çoçukların da, 90 yaşında ninelerimiz de ister kalp hastası olsun veya olmasın ister stent takılmış olsun veya böbrek hastası olsun zeytinyağı içilecek kardeşim. Kendinize gelirsiniz. Canan Karatay'ı meslekten men edenler ölmüş. Bakın o yaşıyor."

Canan Karatay, dinleyicilerden gelen sorulara da yanıt verdiği etkinlikte, "Televizyonlara çıkıp 'Bilmem ne sapı içerseniz iyi gelir' diyenlere inanmayın. Vücudumuzu tanıyacağız. İnsan vücudunun yüzde 60'ı su, yüzde 20'si protein, yüzde 19.99'u da yağdır. Bol bol yağ yiyin. Kanser manser kalmaz. Doğal yağ, tereyağı, zeytinyağı yiyin. Kanser manser kalmaz. Buna inanın" dedi.

Soğuk sıkım zeytinyağının yanı sıra doğal sirke, ev yapımı turşu, tereyağının de prebiyotikr olduğunu belirten Karatay, bir dinleyicinin kendisini dinleyerek yumurta yemeye başladığını, yumurtayla beslediği kedilerinin de sağlıklı büyüdüğünü söylemesi üzerine, evcil hayvanlara verilen gıdalarla ilgili de açıklamalar yaptı. Karatay, "Kedi meraklılıları verdikleri kimyasallarla kedileri zehirlediklerinin farkına varsın. Kedi ve köpeklerde tümör çıkmaya başladı. Doğal besinler verin" diye konuştu.

Karanfil Tercüme - Hiçbir dil bize yabancı değil...

Adli Bilişim Hizmetleri - Bilirkişi raporu uzman mütalaası-

NACHI Hidrolik, robot, kesici takımları-

Cumartesi, Nis 22 2017

Prof. Dr. Hasan Özkan: -"En geç 5 yıl içerisinde şifa yapabilecek ilaçlar geliyor, Türkiye'deki gibi görülme sıklığı çok olan bir hastalığı yakında tarihe karıştırabiliriz."

Avrasya Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Özkan, dünya çapında 10'a yakın merkezde hepatit B virüsünü vücuttan temizlemek için yapılan araştırmaların üçüncü basamağa geldiğini söyleyerek, "En geç 5 yıl içerisinde şifa yapabilecek ilaçlar geliyor, müjde kapıda. Türkiye'deki gibi görülme sıklığı çok olan bir hastalığı yakında tarihe karıştırabiliriz." dedi. (Akit)

Karanfil Tercüme - Hiçbir dil bize yabancı değil...

Adli Bilişim Hizmetleri - Bilirkişi raporu uzman mütalaası-

NACHI Hidrolik, robot, kesici takımları-

Salı, Nis 11 2017

Çocuğunuz sürekli parmağını emiyorsa ve bu durumu alışkanlık haline getirmesine bir türlü anlam veremiyorsanız bu yazımız nedenlerini anlamanıza yardımcı olacaktır.

Bebeklerin genellikle ilk zevk alma duyuları ağız çevresinde gerçekleşir. Yabancı gelen her nesneyi ağızlarına götürerek tanımaya ve anlamaya çalışırlar. Bu durum sadece beslenme içgüdüsünden doğan bir alışkanlık değildir. Bu davranışı etrafındaki nesneleri tanımaya yönelikte yapabilirler.

Peki, bebeklerin ve çocukların sürekli başparmağını emmesinin nedenleri nelerdir? Diye merak ediyorsanız işte cevaplar...

Beslenme saatleri dışında başparmağını emen bebek, yeterince beslenemeyen bir bebektir. Parmağını emen bebeklerin genellikle biberonla beslendikleri görülmüştür.

Bu durum annelerin bebeklerini doyururken yeterli zaman ayırmadıklarını da ayrıca gösteriyor olabilir.

Parmak emen çocuklarda ise bu alışkanlığın en önemli sebebi, kendi yaşıtlarına göre yapılan faaliyetlerden zevk almayan, bu tür faaliyetlerden tatmin olmayan çocuklardır.

Parmağını emen çocuklar, yaşıtları için son derece normal olan bu faaliyetleri can sıkıcı zorluklar ve tahammül edilemeyecek hakaretler olarak görürler.Bebeklerde parmak emme alışkanlığı, dişlerinin çıkmaya başladığı dönemlerde diş etini kaşımak için gerçekleştirdiği anlamına da gelebilir.

Aynı zamanda çocuklar, canı sıkıldıkça, terk edilmiş hissettikçe veya kendilerinin daha az sevildiğini düşünmeye başladıklarında parmağını emme eylemini gerçekleştirebilirler.

Parmağını emmeye alışmış olan çocuklar, en ufak bir terslik ve zorlukla karşılaştıklarında hatta uyumak istediklerinde teselliyi parmak emmekte bulurlar.

Çocuğunuz parmağını emerken bir bez parçasını tutuyorsa veya kendi vücuduna okşarcasına dokunuyorsa bu durum bebekliğinde sevildiği zaman yaşadığı aynı hazzı veya aynı sevgiyi hissetmeye çalışmasından kaynaklanıyor olabilir. (Akit)

Karanfil Tercüme - Hiçbir dil bize yabancı değil...

Adli Bilişim Hizmetleri - Bilirkişi raporu uzman mütalaası-

NACHI Hidrolik, robot, kesici takımları-

Pazartesi, Nis 10 2017

Türkiye'nin en büyük 'yerli ilaç üreticisi' Koçak Farma'nın CEO'su Hakan Koçak, şirket olarak 2023 hedefleri doğrultusunda yatırıma devam ettiklerini söyledi. Türkiye'den 40 ülkeye ihracat gerçekleştirdiklerini belirten Koçak "Türkiye 200 milyar dolarlık teknolojik ilaç pazarında üretim üssü haline geliyor" dedi.

Bir ülkede stratejik sektör denildiğinde akla ilk savunma sanayi veya iletişim geliyor... Bu sektörlerin yerli olmasına büyük önem gösteriliyor. Bu iki sektörün yanına bir de ilaç sanayiini koymamız gerekiyor. İlaç üretiminin devlet kontrolünde olması, yerli olması, hiç kuşkusuz büyük önem arz ediyor. Buradan yola çıkarak Türkiye'nin en büyük 'yerli' ilaç üreticisi Koçak Farma'yı bu hafta Patron Katı'na konuk aldık. Şirketin Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO'su Hakan Koçak ile Türkiye ilaç sanayi ve Koçak Farma'nın faaliyet alanlarını ve gelecek hedeflerini konuştuk. Bu yıl 46'ıncı yılını kutlayan Koçak Farma, Çerkezköy ve Ayazağa'da iki üretim tesisi bulunuyor. Bu üretim tesisleri 'Türkiye'nin en büyük ilaç üretim tesisi' ünvanına sahip. Yıllık 150 milyon kutu, 60 milyon şişe üreten bu tesislerde 2 bin kişiye istihdam sağlanıyor. Şirket 40 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Hakan Koçak'tan şirketin bugüne kadar 600 çeşit ilacı piyasaya sunduğunu öğrendik. Şirket ayrıca yaptığı yatırımlarla 2023 yılında Türkiye'yi bölgenin ilaç üretim üssü yapmayı hedefliyor.

İlaç sektöründe ne zaman girdiniz?

1984 yılında İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra aynı fakültede iç hastalıkları ihtisasımı yaptım. Bir süre üniversitede çalıştıktan sonra kamu hizmetinden ayrılarak 1993 yılında aile şirketimiz Koçak Farma'ya katıldım. Halen Koçak Farma CEO ve Genel Müdürü olarak görev yapmaktayım. Koçak Farma 1971 yılında Yönetim Kurulu Başkanımız Kimya Mühendisi Ender Koçak tarafından kurularak, beşeri ilaç üretimi ile faaliyetine başladı. Koçak Farma olarak 1982 yılında birçok ilaç hammaddesini Türkiye'de ilk kez ürettik ve 46 yıllık süreçte, 600'ü aşkın ilacı tıbbın hizmetine sunduk. Özellikle de 75 çeşit kanser ilacını ve ilk yerli biyobenzer ilacı ve ilk yerli İnsülini üreterek, sektörde yenilikçi gelişmelere öncülük ettik.

Öncelikli olarak hangi tedavi alanlarında faaliyet gösteriyorsunuz?

Koçak Farma olarak onkoloji, kardiyoloji, üroloji, iç hastalıkları, romatoloji, dermatoloji, psikiyatri, çocuk hastalıkları, ortopedi, cerrahi, intaniye gibi alanlar başta olmak üzere tıbbın tüm dallarında 600 çeşit ilaçla insan sağlığına hizmet ediyoruz. Dünya üzerinde biyoteknolojik ürünlerin yeri gittikçe önem kazanıyor. Türkiye'nin biyoteknolojik ilaç üretiminde Ar-Ge ve üretim üssü olabilmesi için yapılacak yatırımlarda daha fazla gecikmemesi gerekiyor. Hedefimiz; Türkiye ilaç sanayinin yapısal dönüşümüne öncülük ederek yüksek katma değerli inovatif ürünler üretmek, ilaçta ithalata bağımlılığı ortadan kaldırmak, ihracatla sektörel dış ticaretin ekonomik büyümeye etkisini negatiften pozitife çevirmek ve ülkemizin 'Vizyon 2023' stratejik planı çerçevesinde küresel Ar-Ge ve teknolojik ilaç üretim merkezi olmasına katkıda bulunmak.

İlaç sektöründeki teknolojik ürünlerden bahseder misiniz ?

İlaç sektörünün geleceğini oluşturan katma değeri ve ihracat olanakları yüksek biyoteknolojik ilaca Türkiye'nin kayıtsız kalması düşünülemez. Bu pazarın dünyada büyüklüğü 200 milyar dolar. Koçak Farma'nın sponsor olarak yer aldığımız CPhI İstanbul 2017 Fuarında bu yıl ilk defa Biyoteknoloji Konferansı düzenledi. Bu konferans biyoteknoloji alanında sektörün tüm oyuncularını bir araya getirerek güncel bilgi ve gelişmeleri tartışma olanağı sağladı. Bu yöndeki çalışmalar ülkemizin potansiyel gücünü ortaya çıkarıp yeni girişimlere fırsat yaratarak, Türkiye'nin bölgesinde teknolojik ilaç Ar-Ge ve üretim üssü haline gelmesine destek olacaktır.

Sizin bu alandaki çalışmalarınız neler?

Bugüne kadar 600'ü aşkın ilacı tıbbın hizmetine sunduk. İlk yerli biyobenzer ilacı ve ilk yerli İnsülini ürettik. Yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayarak sektörde yenilikçi gelişmelere öncülük ettik. Biyoteknolojik ilaç üretimine son iki yılda 600 milyon liralık yatırım yaptık. Ar-Ge çalışmalarımız sonucunda geliştirdiğimiz 8 farklı formda biyoteknolojik ürün ile biyoteknolojik ürünün ciromuzdaki payını yüzde 15'e çıkardık. Üretim tesisimiz, Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi'nde 140 bin metrekare alanda kurulu ve 100 bin metrekare kapalı alanda ileri teknoloji donanıma sahip. Bu tesisimiz Türkiye'nin en büyük ilaç üretim tesisidir. Çerkezköy üretim tesislererimizde yılda 150 milyon kutu üretim kapsitesine sahibiz. Ayazağa üretim tesislerimizin kapasitesi ise yılda 60 milyon şişe.

İlaç sektöründe Türkiye için hedef pazarlar hangileri?

İlaç sektöründe ABD, Çin, Uzakdoğu, Güney Amerika ülkeleri gibi uzak coğrafya ülkelerini de hedef pazarlar kapsamında değerlendirilmekte ve ekonomik ilişkilerimizin kapsamını genişleterek güçlendirmekteyiz.

2023 HEDEFLERİNE İNANIYOR VE YATIRIMLARIMIZA HIZ VERİYORUZ

Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin nasıl bir gelişim göstereceğini düşünüyorsunuz?

Artık ülkelerin ekonomisini artık ekonomik durumdan bağımsız düşünemiyoruz. Genelde dünya ekonomisinin yaşadığı durgunluk ve özelde komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlıklar bizim ekonomimizde de olumsuz etki yaratabiliyor. Bununla birlikte Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında global bir köprü ve merkez konumunda. Genç ve dinamik nüfusu, özellikle sahip olduğu doğal, kültürel zenginlikleri, teknolojik birikimi ve altyapı olanakları ile gelişme ve gelecek vadeden bir potansiyele sahip. Ülkemizin Vizyon 2023 hedefleri doğrultusunda 7 yıl içinde dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına gireceğini değerlendiriyor ve yatırımlarımızı sürdürüyoruz.

SERUM ÜRETİMİNİ ÇEŞİTLENDİRECEĞİZ
Geçtiğimiz aylarda Eczacıbaşı-Baxter serum grubu ürün ruhsatlarının, markalarının, makine ve teçhizatların satın alımını gerçekleştirdiniz. Bu satın almayla birlikte Türkiye ve global arenada nasıl bir büyüme ve gelişim hedefliyorsunuz?

Koçak Farma olarak, 1994 yılından beri serum üretimi ve satışında lider konumundaki Eczacıbaşı-Baxter'den, serum grubu ürün ruhsatları, markaları, makine ve teçhizatlarını satın alarak serum üretiminde teknolojiyi şirketimizin portföyüne kazandırdık. Serumun tedavideki yeri ve hayati önemi tartışmasızdır. Serumun yerli üretimi halk sağlığı ve ülke ekonomisi açısından stratejik önem arz etmektedir. Bu satın alma operasyonu ile Türkiye'nin serumda bölgesel üretim merkezi haline dönüşmesini öngörüyoruz. Eczacıbaşı-Baxter serumda yüzde 60 pazar payına sahip. Serum üretimini çeşitlendirerek güçlendirmeyi planlıyoruz. (Akit)

Karanfil Tercüme - Hiçbir dil bize yabancı değil...

Adli Bilişim Hizmetleri - Bilirkişi raporu uzman mütalaası-

NACHI Hidrolik, robot, kesici takımları-

Sayfa 1 / 12

Öğrenci servisindeki

İstanbul'da Pendik'te üniversite öğrencilerini taşıyan

Devamını Oku

Canan Karatay: Bol bol yağ

Prof. Dr. Canan Karatay, "Televizyonlara çıkıp 'Bilmem ne

Devamını Oku

ABD itiraf etti! Türkiye

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'ndan (CENTCOM), Koalisyon

Devamını Oku

İki yeni KHK yayınlandı: Ve

İki yeni KHK yayınlandı. KHK'larda ihraç ve göreve iadeler

Devamını Oku

Avrupa Birliği liderlerinden

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı

Devamını Oku

NATO'dan şaşırtan Türkiye

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'nin

Devamını Oku

Kobaltın değeri yüzde 70

Piyasalarda bu yılın en hızlı yükselen madeni olan kobaltın

Devamını Oku

Ünlü oyuncunun evi uyuşturucu

Muğla'nın Marmaris ilçesinde 'uyuşturucu ticareti yaptığı'

Devamını Oku

Accort Giyim

Mavera Kız Öğrenci Yurtları